Can Egridere
jegraphy.com
Interface designer - Illustrator
from Istanbul, TR
working at Keyfruit
Posts
Yedi kule kesinlikle görülmesi gereken bir tarihi eser. / on Instagram http://instagr.am/p/JwzRtOp55c/
Yedi kule kesinlikle görülmesi gereken bir tarihi eser. / on Instagram http://instagr.am/p/JwzD-Dp55Y/
Audio
Recent tracks
-
Weekend by {u'mbid': u'1541f1ff-e249-4c85-84d9-6125bb3fe4b9', u'#text': u'Smith Westerns'}41 minutes ago
-
Fallen In Love by {u'mbid': u'1541f1ff-e249-4c85-84d9-6125bb3fe4b9', u'#text': u'Smith Westerns'}44 minutes ago
-
Colours by {u'mbid': u'd8e41375-bd8d-4e39-9da7-f0c171e97086', u'#text': u'Grouplove'}48 minutes ago
-
Georgia by {u'mbid': u'9929a375-ccf4-4b8c-9b13-0026393fcb84', u'#text': u'Yuck'}52 minutes ago
-
All Of This by {u'mbid': u'216a7b44-3846-494c-93f5-f2d4d9b95b36', u'#text': u'The Naked and Famous'}56 minutes ago
-
Snowbow by {u'mbid': u'9f9953f0-68bb-4ce3-aace-2f44c87f0aa3', u'#text': u'Bibio'}10 hours ago
-
Song for a Little Girl I Saw at the Beach by {u'mbid': u'ed9827fb-72d8-4f31-aafb-81f217662002', u'#text': u'Balthrop, Alabama'}11 hours ago
-
Final Flight by {u'mbid': u'cfd70533-c11a-4e0e-995d-f4ffe6f3119f', u'#text': u'Blue States'}11 hours ago
-
Skin Is, My by {u'mbid': u'081b133e-ce74-42ba-92c1-c18234acb532', u'#text': u'Andrew Bird'}11 hours ago
-
Bow & Arrow by {u'mbid': u'5e4e4d61-1ecc-462b-b6d5-79868054df0f', u'#text': u'White Hinterland'}11 hours ago
Top artists
Top tracks
-
77 plays
-
74 plays
-
63 plays
-
61 plays
-
57 plays
-
55 plays
-
53 plays
-
52 plays
-
51 plays
-
50 plays
-
48 plays
-
Blessa by Toro Y Moi48 plays
-
47 plays
-
46 plays
-
45 plays
-
44 plays
-
43 plays
-
42 plays
-
41 plays
-
41 plays
-
Bernadette by IAMX40 plays
-
39 plays
-
38 plays
-
38 plays
-
37 plays
-
Bombay by El Guincho37 plays
-
36 plays
-
35 plays
-
35 plays
-
34 plays
-
34 plays
-
34 plays
-
33 plays
-
33 plays
-
33 plays
-
31 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
30 plays
-
29 plays
-
29 plays
-
29 plays
-
29 plays
-
29 plays
-
29 plays
-
29 plays
Posts
____________________________________________________
motivasyon Fr. motivation
a. 1. İsteklendirme. 2. Güdüleme.
____________________________________________________
moral, -li Fr. morale
a. Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç, maneviyat
____________________________________________________
Çalışmak; yaşamını sağlamak üzere seçtiğin yollardan biridir.
Yaşamını sürdürürken yaptığın başlıca işlerde, “zevk” almak önceliktir.
Tıpkı; Yemek yemek, cinsellik, iletişim ve boşaltım gibi tüm hayati işlevleri yerine getirirken zevk almak için, iç güdüsel, insani bir isteğe sahipsindir.
Çalışırken de ağzının tadı bozulmasın istersin. İş ortamındaki “moral” aldığın tadın artmasını sağlar. Tıpkı yemekteki tuz, biber ve baharatlar gibi.
İş yapmak, doğası gereği, başka insanlar ile birlikte çalışmayı gerektirir.
Doğru oranda tuz, biber ve baharat katmak, takım arkadaşlarının elindedir. Takımdan herhangi biri, kendi arzusu üzerine senin sevmediğin bir baharatın ölçüsünü kaçırırsa senin ağzının tadı bozulur. Moralin bozulur.
Ama öyle bir güç vardır ki, sevmediğin o baharata rağmen, yemeği yemeni sağlar. Bu “motivasyon”u, bazen bir takım arkadaşının enerjisi, bazen yaşamını sağlamak için elde edeceğin maddi sonuç, bazen de işi yaparken kafanı rahatlattığın küçük şeyler sağlar.
Peki çalışma ortamındaki yetki sahibi kişilerden biri, bilinçli yada bilinçsiz bu güzel yemeğin tadını bozuyorsa? Hatta, sana enerji veren takım arkadaşlarını da yemekten soğutup, kafanı rahatlatmak için kullandığın küçük şeylerini de elinden alıyorsa? Yani en başta bahsettiğim tüm hayati ihtiyaçlar için geçerli olan ve hayatı yaşanabilir kılan “eğlence”ni iş hayatında senin elinden alıyor ve iş ortamını senin için zevksiz, çekilmez bir yer haline getiriyorsa, stress yükleyip moralini bozuyor, motivasyonunu yok ediyorsa?
Tüm bunlara rağmen, yaşamını sağlamak için elde edeceğin maddi sonuç, (yani “para, maaş”) isteksizliğine ve manevi güçsüzlüğüne direnmeni sağlayabilir mi?
Üstelik yapmakta olduğun iş bir çeşit sanat ise, yüksek motivasyon ile başladığın işleri, özgür olmayan bu ortamda, giderek artan stress altında sürdürmeyi nasıl başarırsın? Nasıl olur da verimli olursun?
Maalesef, bu şartlar altında, işini sadece memur kafasıyla yapar, yaratıcılığını kaybeder, körelirsin.
Anlamsız bir şey yaparken kendimi sorgulamaya başladım. “Ne yapıyorum ben”. Sonra daha anlamsız şeyleri sorguladım. “Son hızla yaşarken o kadar çok şeyi kaçırıyoruz ki.” (Evet çok klişe. Ama doğru.)
12 yaşından sonra hiç karıncaları izledin mi?
Temiz bir tuvalet kağıdı kokladın mı hiç içine çeke çeke?
Bi nehrin suyundan içtin mi?
Kumdan kale yaptın mı?
Hepsini bi kenara bırak kendini dinledin mi?
Bu küçücük şeyleri yapacak vakit bulmak zor değil. Milyonlarca şey sayabilirim. Bu dünyada yaşadığımızı hissettirecek şeyler. Kaçırdığımıza bir gün pişman olacağımız şeyler.
Lüks bir otomobil satın almanın peşinde koşmaktan çok daha önemliler.
Ama tüm bunlar anlamsız değil mi?
Kaldırımda yürüyorum. Hava karanlık gibi. Yanımda birisi var. İleride bir karton kutunun içinde 3 tane hamster var. Sonra bunlardan birisi kutudan kurtulup caddeye atlıyor. Yanımdaki kişi ile arabaların altında kalmasın diye endişeleniyoruz. Ben de caddeye atlayıp kurtarmaya çalışıyorum. Bir araba geçiyor üzerinden. “Herhalde ezildi” derken araba geçtikten sonra altından çıkıyor. Arkadaki siyah eski model araba onu ezmemek için kaldırıma sürterek gitmeye başlıyor. Kaldırım normalde olması gerekenden çok daha yüksek. Adamı uyarmaya çalışıyorum. “Araba kaldırıma sürtüyor” diyorum. Adam hiç oralı olmuyor. Yavaş yavaş araba kaldırıma sürterken arabanın ön tarafı tamamen eziliyor. Bu sırada arabanın içinden kaldırıma bir yorgan seriliyor ve diğer kutunun içindeki hamsterlar da yorganın üzerinde gezinmeye başlıyor. Yorganın üzerinden hamsterları toplamaya çalışıyorum.
Uyanıyorum.
Sürekli karşılıksız aşklar yaşayan, mutluluğa yaklaşmayı beceremeyen, daha sonra yeni umutlar peşinde koşup, asla gerçek olmayacak hayaller kuran ve bu zorunlu sonsuz döngüden kurtulamayan adam olmayı ben istemiyorum. Kendime hayal kurmayı yasakladım. Umut etmeyi de. Hatta o hatırlamak istemediğim onlarca anıyı aklımdan geçirmeyi de kendime yasakladım. Hiç biri ile mutlu olmadım ne de olsa. Şimdi yine aynı döngü devam etse de en azından ben, hayaller, umutlar ve anılar olmadan daha mutlu olmayı başarabiliyorum.
Bir dönem mutlu hissedebilmeyi başarmıştım. Çünkü sıralar umutlarım vardı. Umut etmenin ne derece büyük bir “gerizekâlılık” olduğunu idrak edememiştim henüz. Büyük yıkım öncesi çok mutluydum. Arkasından halen içinden çıkamadığım derin depresyon hallerim baş gösterdi. Bu döngüyü o kadar çok kez yaşadım ki…
Üzerinden yeteri kadar zaman geçti. Pek mutlu değilim halen.
Şimdi yine yeni bir döngünün başındayım.
Umudum yok. Hayal etmiyorum ve bu benim için kötü bir anı olmayacak.
Şuan bir sevgilim olsa, bana bir hediye alsa, hediyeleri sevmem, ama o aldığı için severdim kesin. Ne almış olursa olsun severdim. Mesela bir müzik cd’si, müzik cd’lerini hiç sevmem. Artık dünyada cd’lere yer yok. Geçen hayatımda ilk kez orjinal bir müzik cd’sine para verdim. Satın aldım. Daha hiç dinlemeden mp3’e çevirdim ve GrooveShark‘a yükledim. Müziği online dışında dinlemiyorum. Sevmiyorum, yürürken ya da bisiklete binerken müzik dinlemeyi. Sokağın sesini, hatta o kimsenin sevmediği gürültüleri dinlemek daha doyurucu geliyor bana. O gürültülerin içinden küçücük şeyleri seçip mutlu olabiliyorum sanki. Mesela bir martı sesi. Garip çığlıkları, bence martılar kendilerini insan sanıyor olabilir ya da insanları martı sanıyor olabilirler. Her ne olursa olsun, insanlardan daha mutlu olduklarına eminim. İnsanlar mutlu olamıyorlar çünkü anlaşma özürlüler, neye yenik düştüklerini anlamıyorum. Yani neden anlaşamadıklarını, bazen bende insanlarla anlaşamıyorum. Genelde çok sabırlıyım, alttan alabilirim ama, bazen tahammül edemiyorum. Hatta kendi kendime “ona bugün iyi davranacağım” diyorum. Ama sadece bir yere kadar iyi davranabiliyorum. Hatta bazen kimseye iyi davranamıyorum. Her şeyden nefret ettiğim zamanlar oluyor. Sanki saldırgan olmak istiyor içimden bir şey. Onu bastırabiliyorum, ama bu sefer de mutsuzluğumun önüne geçemiyorum. Hep depresifim. Bazen iyiymiş, mutluymuş numarası yapabiliyorum. Ama dışarıdan nasıl görünüyorum hiçbir fikrim yok. Manyak olduğumu düşünenlerin baya çok olduğuna eminim. Aslında “akıllı olup milletin kahrını çekeceğine, deli ol, millet senin kahrını çeksin” demişler. Çok doğru bir söz. Atalarımız doğru şeyler söylemişler. Tabi sadece bazen, milyarlarca insan içinden kaç tanesinin kaç lafı şuan biliniyor ki. ve onlar kim ki. O zamanlarda yaşamak varmış. Hani hiç bir teknolojinin olmadığı o dünyaya doğmuş olmak. Sadece evinde bir kaç kap kacak, yatak, masa, koltuk, sandalye. Ne yaparmış o zaman o insanlar. Şuan hayal bile edemiyorum. Nasıl tanışıp, nasıl iletişim kurabiliyorlarmış. Hayatları nasıl geçiyormuş. Nasıl gündemden haberdar oluyorlarmış. Hani savaş zamanı olsa, başka bi ülke tarafından fethedildiğini bilmeyen şehirler bile var olmuş olabilir. Hatta savaş halinde olduklarını bilmeyen şehirler bile… Savaş da ne kötü bir olay. Benimle hiç bir şekilde alakası olmayan bir dava hakkında kanımın dökülmesi, canımın alınması. Milyonlarca insan hiç uğruna ölüp gitmiş. Bir kaç lider “civilization” oynayacak diye. Aslında uzaktan bakınca olay bundan farklı değil. Kaç savaş komutanı ölen askerleri ne kadar önemsemiş olabilir ki, şöyle dünyadan uzaklaşıp bakın şu binlerce yıllık tarihe. Eminim uzaylılar var ise bakıp götleri ile gülüyorlardır. Hiç bir şey uğruna öldüğümüzü izleyip ne kadar aptal canlılar olduğumuzu anlamaya çalışıyor olabilirler. Binlerce ışık yılı öteden gelmişler, yüzlerce güneş sistemi yönetiyorlar. Düzen içinde yaşıyorlar ve biz 3 kuruşluk, göt kadar gezegeni paylaşamadığımızı görünce bizimle direkt irtibata da geçmiyorlar. Belki de onlar bizden de kötüdür. Belki de dünyayı çekilmez bir yer haline bilerek getirmişlerdir. O kadar çok varsayım üzerine kurulu dünya tarihi hikayesi okudum ki. hepsinin de olabilirliliği var. Bir de şu 2012 meselesi var. Bence artık dünyanın sonu gelmeli. Yeter artık. Ölsün herkes. Hep birden ölürsek kimsenin canı çok yanmaz. Bir de öldükten sonra ne olacak meselesi var ki onu bilen yok. Öldükten sonra tüm hayatımızı geniş geniş izleyebilmek isterdim. Mesela merak ettiğim herşeyi öğrenebilmek. Acaba o orta okulda aşık olduğum kız benim hakkımda ne düşünüyordu. Peki kimler hakkımı, nasıl yemişti. O şekilde değil de, başka şekilde konuşsaydım neler olacaktı… Üniversiteye 1 sene sonra başka şehirde girseydim. O kaybettiğim bilete ikramiye çıkmış mıydı. Hepsinin cevabını öğrenebilmek isterdim. Öldükten sonra bunları öğrenmek ne kazandıracak bilmiyorum ama, ya şuan düşünceleri okuyabilir olsaydım? İşte o mükemmel bir güç olurdu. Bazen sanki bazı insanların düşüncelerine hükmedebiliyormuşum gibi hissediyorum. Mesela düşündüğüm kişi anında beni arıyor ya da içimden okuduğum bir kelimeyi masadaki arkadaşım alakasız bir şekilde o an cümle içinde kullanıyor. 10 ay önce arkadaşımın Facebook’ta yazdığı bir cümleyi beğeniyorum ve o arkadaşım tam o anda o cümlelerin geçtiği müziği dinliyor oluyor gibi 100lerce örnek var. Aslında çok isterdim. sevdiğim insanların düşüncelerini okumayı. Ama sadece kendi seçtiklerimin düşüncelerini. Benimle ilgili gerçekten ne düşünüyorlar bilirdim. Beğendiğim hatuna daha kolay ulaşabilirdim mesela. “Acaba o da bana karşı birşey hissediyor mu lan?” sorusuna anında cevap bulurdum. Hissedeni bulduğum anda da kaçırmazdım. Tabi bende ondan hoşlanıyorsam. Bir sevgilim olurdu şuan. Bana bir hediye alırdı ve ben ne aldığını bilirdim. Zaten ne almış olursa olsun severdim. O aldığı için severdim kesin.
Aslında bu Tumblr sayfası yeni değil. Bu sayfadaki blogu taşıdım, yeni adres şöyle oldu: http://neizlesek.tumblr.com/
Bu sayfayı da kendi kişisel görüş ve düşüncelerimi paylaşacağım bir duvar haline dönüştürme fikrim var. Bakalım…
Audio
Answers
-
Evde müzik dinleyerek, film izleyerek... Tabii ki yalnız olmamak şartıyla :)Asked by Formspring 10 days ago
-
Kesinlikle evetAsked by Formspring 10 days ago
-
İstanbulAsked by Formspring 10 days ago
-
Hayatımı değiştiren kitap yok, ama fikirlerimi değiştiren, hatalarımı gösteren kitaplar çok oldu...Asked by Rıza Selçuk Saydam 2 months ago
-
11 iyi miydi kotü müydü anlamış değilim. İlk 8 ay maddi açıdan iyiydi, ama yalnızdım. Son 4 ay süründüm, ama yanımda mükemmel bir insan vardı. 12'nin harika bir yıl olacağını hissediyorum. 11'den çıkardığım derslerin ışığında ilerleyeceğim. :) Mutlu bir yıl diliyorum.Asked by Numan Çebi 4 months ago
-
Dikkat çeksin istemişler...Asked by Numan Çebi 5 months ago
-
Gerçekten haklı değilsem ve insanlar beni haklı biliyorsa bu beni mutlu etmez.Asked by rodin alper bingöl 5 months ago
-
Evet, yeni kararlar aldım, geleceğe daha bi umutlu bakıyorum.Asked by Numan Çebi 5 months ago
-
Ben bekliyorum. Olsun artık 2012'de bir şeyler.Asked by Numan Çebi 6 months ago
-
Haftasonum bi harikaydı :)Asked by Numan Çebi 6 months ago
-
Bence olmuşAsked by Dokunma 6 months ago
-
Bilinçaltı, dümdüz bir mantığa sahip şekilde çalışır. Çok net şekilde bir mesaj verildiğinde onu en basit şekli ile algılayıp yorumlar. Bu mesajın yansımaları kimi zaman tüm benliğimizi etkileyebilecek nitelikte olur. Subliminal reklam konusuna gelince; tabii ki vardır. Ama ürün sattırma konusundaki başarısı konusunda benim şüphelerim var. Sadece kısa süreli etkiler meydana getirebilir diye düşünüyorum.Asked by exzero 8 months ago
-
Sucker Punch son zamanlarda en beğenerek izlediğim filmdi. Mr Nobody'de mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.Asked by Tansu USLU 8 months ago
-
En güzel yerindeyim.Asked by Formspring 8 months ago
-
Bu sorunun cevabını bulamıyorum... :/Asked by Deha Şarap 10 months ago
-
Özel sayılmasa da telefonum...Asked by Deha Şarap 10 months ago
-
Her ünlü belli bir sosyal zeka kapasitesine sahip kitleye hitap ediyor. Bu kitleye o ünlü çeşitli şekillerde direkt sübliminal olarak talep ettiriliyor. Buna reklam diyebiliriz. Kitleden istenilen geri dönüş alınıyor.Asked by Onur 10 months ago
-
Koymuştum. Ama kaldırdım sonra. Bi daha da koymam.Asked by Naim 10 months ago
-
Bu soruyu bekletiyordum bir süredir. "aceba hayatın anlamı budur dediğim bir an yaşar mıyım" diye... Ama sanırım bekletsem sonsuza kadar bekleyecek...Asked by hbehmeniyar 10 months ago
-
"Kafamı çok şişirdin, biraz kafa dinlemek istiyorum" şeklinde yorumladım bu cümleyi ben.Asked by outofquestion 11 months ago
Ask a question
Posts
Puanım: 7/10
IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt0213847/
1940’ların İtalyası’nda savaşın çirkin doğasını, genç ve güzel bir kadının (Monica Bellucci) dramatik hikayesini, 12 yaşındaki Renato’nun gözünden izliyoruz. Asla ulaşamayacağı bir aşkın peşinden koşarken, cinselliğini de keşfeden küçük çocuk, Malena’nın acılarına tanık oluyor.
Bellucci’yi cesur sahnelerde izlediğimiz filmin senaryosu sıradışı, aksiyon dozu ise çok düşük.
Çocukluk yıllarınıza geri dönüp, hesaplaşabileceğiniz bir film.
Puanım: 8/10
IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt0985694/
Rodriguez çok sevdiğim bir yönetmen olmasına rağmen, vakit ayırıp da Machete’yi izleme fırsatı bulamamıştım.
Kan, şiddet ve politika konusundaki absürd aşırılık, Machete karakteri ile bütünleşince film eğlenceli bir maceraya dönüşüyor. Hayatı mahfedilen Machete’nin öç almak ve Texas’da yaşayan Meksikalı işçiler için palası ile verdiği mücadele ve etkileyici oyuncu kadrosu izlemeye değer.
Ha şunu da eklemeden geçmemeliyim; Michelle Rodriguez’e bir kez daha aşık oldum. :)
Ne İzlesek: Bale izlesek!
Dün akşam İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin (İDOB) başarılı dansçılarının sahnelediği, klasik bale repartuvarının önemli danslarından biri sayılan Don Kişot Balesi’ni Kadıköy Süreyya Operasında izledik.
Ludwig Minkus’un besteleri eşliğinde açılan kırmızı perdeden karşımıza, kahramanlık kitapları arasında hayal alemine dalmış olan cesur yürekli Don Kişot, uşağı Sanço Panza ve Don Kişot’un aşık olduğu Dulcinea çıkıyor.
“Don Kişot, kahraman olabilmesi için bir kişin hayatını kurtarması gerektiğine inanmaktadır. Hayalinde, aşkını kazanmak istediği Dulcinea’yı, haydutların elinden kurtarır ve takdis edilerek şövalye olur. Bir kahraman olarak daha fazla insana yardım etmek için atına binerek, uşağı Sanço Panza ile Sevilla’ya doğru yola çıkar.”
Sevilla’ da şık kostümleri içinde güzeller güzeli Kitri ve yakışıklı genç sevgilisi berber Basil ve kalabalık dansçılar ile 2 saat 10 dakika süren harika bir dans ve müzik şöleni başlıyor. Tütüler içindeki balerinlerin bir kuğu gibi sahnede süzülmelini izlemek ilk defa bale izleyen beni, sanki rüyadaymışım gibi hissettirdi.
Bu güzel dansı; 28.01.2012 Cumartesi 16:00 / 04.02.2012 Cumartesi 16:00 / 07.02.2012 Salı 20:00 ve 09.02.2012 Perşembe 20:00 de Kadıköy Süreyya Operasında izleme şansınız var.
Konuk yazar İyikız yazdı.
50/50 (2011) 7/10 IMDB
Hayatınız, ne kadar dayanılmaz, hatalı, hatta berbat olursa olsun, aslında sizin için en değerli şey. Yaşama ihtimalinin yüzde 50 olduğu bir kanser türü karşısında, Adam (Joseph Gordon-Levitt), çevresindeki kişilerin ne kadar önemli olduğunu keşfederken, sizin de hayata başka bir açıdan bakmanızı sağlayacak. Duygusal anlar yaşayacağınız bu dramatik hikaye, kendinizi bir anda yaşlı gözlerle kahkaha atarken bulacağınız kadar eğlenceli de. İlk başlarda sıkıcı gelse de sizi içine çekip ağzınızı tatlandıracak. ;)
Centurion (2010) 6/10 IMDB
M.Ö. 117 yılında geçen ve Roma İmparatorluğunun, Britanya’da direniş gösteren bir halkı ele geçirme çabalarını anlatan bir film. Filmden benim çıkardığım ana fikir; savaşın anlamsızlığı ve insan denen canavarın ne derece vahşileşebileceği oldu. Yine de izlerken vahşet (kan, göz yaşı ve acı) dozu çok da yukarılara çıkıp rahatsızlık vermiyor.
Bu tar filmlerden benim beklentim hep, fantastik ve mitolojik öğeler olur. Ama bu filmde hiç yok, tamamen gerçekçi bir anlatımı var.
Bir noktadan sonra film, hayatta kalan 7 askerin ülkelerine dönme mücadelesine dönüşüyor.
Merhaba,
Zevkle yazdığım film önerilerimin daha çok kişi tarafından okunabilmesi amacı ile Facebook’da da bir Fan Sayfası açmaya karar verdim.
Hemen takip edebilmek için: “Ne İzlesek?” Facebook Fan Sayfası
Sayfayı takip edebilmek için “Like / Beğen” butonuna tıklamanız gerektiğini biliyorsunuz. :)
İyi seyirler diliyorum.
Ne Dersin Azizim? ISTDT
Ne izlesek: Tiyatro izlesek!
Dün akşam İDT Cevahir sahnelesinde, 4 sezondur büyük bir beğeni ile izlenen, “Ne Dersin Azizim?” adlı oyunu izledik. Aziz Nesin’in alışılmış üslubu ve dolambaçsız anlatım yolu ile kaleme aldığı farklı kitaplarından seçilmiş 8 bağımsız hikayeden sahneye aktarılan oyun bir yandan güldürürken, bir yandan da düşündürüyor. Harika bi kadro ile müzik ve dans eşliğinde sunulan, yaklaşık 3 saat süren (2 perde), ama hiç sıkılmadan izlediğimiz oyunu, yeni sezonda izlemenizi tavsiye ederim.
Konuk yazar İyikız yazdı.
The Rum Diary (2011) 7/10 IMDB
Kesinlikle eğlenceli ve dopdolu senaryosu ile karşımıza çıkan bir komedi filmi. 1960’larda Puerto Rico’da yerel bir gazetede çalışan, çoğu alkol bağımlısı bir kaç gazetecinin başından geçenleri konu alıyor. Zamanın yaşam şartlarını başarılı bir şekilde izleyicisine yaşatıyor. Gülmekten yerlere yatmasanız da neşenizi yerine getiriyor. Yer yer dramatik sahneleri ve yüksek aksiyon dozu ile sıradan, dandik Amerikan komedi filmlerinden ayrılıyor.
Johnny Depp, alıştığımız oyunculuğu ve eğlenceli mimikleri ile filmi ayakta tutuyor.
Hugo (2011) 9/10 IMDB
1930’ların Paris’inde genç kahramanımız Hugo ile çok gizemli bir hikayenin peşindeyiz. Filmin emek emek işlenmiş inanılmaz görsel detayları arasında, görkemli Paris tren garının, kimselerin giremediği bölümlerinde gezinirken, saatlerin mekanik dünyası içinde zaman kavramını ve yaşama amacımızı sorguluyor, hayatımızda aslında fazlası ile yer kaplayan ama hikayesini hiç bilmediğimiz, sinema tarihinin baş rol oyuncularından Georges Méliès‘ın (TR|EN) hayatını öğreniyoruz. Böylesine zengin senaryo, küçük yan hikayelerle daha da ilginç bir hale getirilmiş.
Etkileyici 3 Boyutlu sahnelere sahip bu filmi bir çocuk filmi olarak düşünmek büyük bir hata olur. Bu zengin deneyimi, çocukluğuna dair hatıraları olan, halen hayaller kurabilen, gerçek mânâda duyguları olan, gizemli ve fantastik kurgulara bayılan herkes çok sevecektir.
Çok önemli bir detay; Filmin yönetmeni: Martin Scorsese
Profesyonel ISTDT
Ne izlesek: Tiyatro izlesek!
Rol aldığı sinema ve dizilerde büyük beğeni ile izlediğimiz Yetkin Dikiciler’i DT Beyoğlu Küçük Sahne’de “Profesyonel” adlı tiyatro oyununda izledik. Bülent Emin Yarar ile birlikte 1 saat 40 dakika süren, doğaçlamalarıyla süsledikleri, ayakta alkışladığımız harika bir oyunculuk sergilediler bizlere. İzlerken kâh güldük, kâh gözlerimiz doldu. Oyunculuğunun dışında seslendirme de yapan Yetkin Dikiciler’i dinlemek ise ayrı bir keyif. Fırsatınız olursa mutlaka Yetkin Dikicileri sahnede canlı izleyin ve dinleyin derim.
Oyunun konusuna gelince; Dünyaca ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçevic, Yugoslavya’daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal-politik yaşamı, bir entelektüelin yaşam öyküsü içinde, kara-komedi türünde ve ironik bir üslupla anlatıyor. 40 yaşlarında bir edebiyat adamı, bir sekreter ve bir gizli polisin sürprizlerle dolu soluk soluğa izlenecek hikayesi.
Konuk yazar İyikız yazdı.
:) Doğrusu evet. Şu sıralar aşırı bir yıl sonu yoğunluğu içindeyim. :/ Yılbaşından sonra bu sayfaları doldurmak için çaba sarf ediyor olacağım. ;) İlginiz için teşekkür ederim.
Immortals (2011) 9/10 IMDB
Mitolojik konulu, görsel doyuruculuğu yüksek, fantastik filmler izlemek sizin için güzel bir seçenek ise Immortals’ı izlenecekler listenize mutlaka ekleyin. Yunan mitolojisini az/çok bilenler için tanıdık hikayelerin, büyüleyici şekilde ekrana yansıması, film sonrasında bir süre etkisinden çıkamamanıza neden olacak. Bu etki her zaman hoşuma gider.
Filmi XpanD 3D olarak izledik. Hiç rahatsız etmeyen, başarılı 3D sahneleri sizi içine çekip gözünüzü ayırmadan izlemenizi ve kopmamanızı sağlıyor.
Midnight in Paris (2011) 9/10 IMDB
Woody Allen filmlerinin duygularınızı coşturan etkisi bu filmde sonuna kadar var. Hiç rahatsız etmeyen fantastik hikayesinin içinde, Paris‘in tüm romantizmini bir nostalji penceresinden izliyorsunuz.
Gil Pender ile şehrin en ihtişamlı zamanlarında, en ünlü yüzleri ile yakından tanıştığınız, hayatınızın aşkının peşinden koştuğunuz ve “gerçek bir rüya”nın içinde, aradığınız her şeyi hiç ummadığınız anda bulduğunuz sıcacık bir hikaye.
Sanat sizin için de bir yaşam biçimiyse ve yağmurda yürümeye bayılıyorsanız bu filmi mutlaka izleyin.
Cowboys & Aliens (2011) 6/10 IMDB
Daha önceden değinilmemiş bir bilim-kurgu hikayesi. Uzaylılar gerçekten de 1800’lerde dünyamızı istila etmeye kalkışsalardı, günümüz teknolojisiyle bile “zor altettiğimiz” uzaylılardan nasıl gezegenimizi kurtarırdık? Bu sorunun peşinde koşarken teknolojiden bir haber Amerikan kovboylarının, galaksinin ötesinden gelen düşmanları ile imtihanına yakından tanık olduğumuz, vasatın biraz üzerinde, çerezlik bir film.
Bugün ne oldu da bu kadar çok takipçiye sahip oldum bilmiyorum. :) Bir anda onlarca kişi takipçilerim arasına katıldı.
Yeni takipçilerimden birisi bana nasıl ulaştığını söyleyip merakımı giderirse çok sevineceğim.
Teşekkürler.
——————————————————————————————————-
Ahaahahaha :) İşin sırrı çözüldü: http://ekip.tumblr.com/post/10764262459/mercek-alt-ndaki-kullan-c-ne-izlesek
Çok teşekkür ediyorum kendilerine. :)
Hayır, henüz izleyemedim. Ama izlemek istediğim filmler arasında.
Perfect Sense (2011) 9/10 IMDB
Çok farklı bir felaket senaryosunun içine başarı ile yedirilmiş bir aşk hikayesi. Bugüne kadar izlediğim hiç bir şeye benzemiyor. Anlamanızı sağlıyor. Neyi mi? Her şeyi. Yaşamın sırrını anlamışcasını… Aşkı, sevgiyi, korkuyu, nefreti ve hissetmeyi… Son saniyesine kadar tempo düşmüyor. İnsanlar için yapılmış gerçek bir sanat eseri.
Pirates of Silicon Valley 1999 5/10 IMDB
Bilgisayar dünyasının iki büyük rakibi; Microsoft ve Apple‘ın doğum hikayesini anlatan ve teknoloji dünyası ile ilgili güzel bilgiler barındıran bir film. Steve Jobs ve Bill Gates‘i fazlası ile aciz göstermesi dışında, sanatsal açıdan da hiç elde tutulur bir film değil. Ama bilgisayar dünyası ile ilgili kişiler için bu iki karakteri ve ismini sıklıkla duyduğumuz diğer isimleri kafamızda şekillendirmek açısından güzel bir film. Ofiste çok sıkıldığınızda iş arasında açıp izleyebileceğiniz türden bir film.
Oldeuboi (2003) 7/10 IMDB
Bugüne kadar izlediğim tüm kore filmlerinde gördüğüm belirli bir dozun üzerindeki psikopatlık bu filmde de var. Dae-su Oh, 15 yıl süren ve sebebini bilmediği mahkumiyetinin arkasındaki gerçeği öğrenirken psikopatlığın sınırlarında geziniyorsunuz. Bu arada sahnelerin iyi müziklerle desteklendiğini de belirteyim. Sıradışı bir film izlemek isteyenler için izlemeye değer.
Seven Pounds (2008) 9/10 IMDB
Filmin ilk yarısında anlam veremediğiniz kopuk sahneleri birbirine bağlamaya çalışıyorsunuz. Bir sürü anlamlandırmaya çalıştığınız olay arasında kayboluyorsunuz. Ama öyle bir noktada herşey anlam kazanıyor ki, duygularınıza hakim olamıyorsunuz ve göz yaşlarınız sel olup akıyor. Hayatınızı anlandırmak için görebileceğiniz en başarılı hikaye.