Balkonda
Çamaşır ipindeki en sağdaki mandalsın sen
Tahtadan hafif ıslak
Hep tek başına digerlerinden ayrı
Sepette durmayan
Her daim orda asılı
Sokağı izleyen
Yaşı geçgin mandal
Biraz huysuz
Bir atletin ucundan tutmayan
Ama bir corap çiftini
Tek başına taşıyan
Kucuk Bok Bocegi onundeki bok topagini yuvarlarken bir an durdu ve dusundu "Biz ne yapiyoruz?" diye.Ve arkasindan gelen annesine
_"Anne biz bu boktan hayati hakediyor muyuz?" diye sordu
_Annesi;"Ah kucuk bokum benim tabii ki bu boktan hayati daha haketmiyoruz.Onu haketmemiz icin daha cok calismamiz lazim.Cok calismaliyiz ki bize bu boktan hayati veren ulu tanrimiz Bokaryaya layik olalim.O ki bu boktan duzeni bizler icin yaratmis.Rizkimiz icin canlilari sicirtmis.Su onunde yuvarladigin bok topunu ona borcluyuz.O bok topagi ki icinde atalarimiz var.Canlilari boktan yaratan ve boka ceviren Onun gucudur.Kutsal kitabimiz Holy Shit" deki 5 emir bize her seyi anlatir:
1-BOK
2-YE
3-IC
4-SIC
5-TEMIZLE
Bizim bu boktan hayati layigiyla yasamamiz icin bu 5 emiri eksiksiz yerine getirmemiz gerekir.Bu zorlu ve boktan bir yoldur.Ama yeterince calisirsak ulu tanrimiz Bokarya bizi en buyuk bokla odullendirecektir.
_Bitti mi?
_Evet
_Valla beni bilmemde siz harbiden hakediosunuz bu boktan hayati amk
_Nasil yani yavrum
_Taam yok bise sadece lookin awry
-Havva:Cinsel tercihin ne Adem?
-Adem :Çok seçenek var da sanki amk.
Tabi muhtemelen diyalog başka türlü de olabilirdi
_Havva:Cinsel tercihin ne Adem?
_Adem: Gayim ben
_Havva:Ben de kadınlardan hoşlanıyorum zaten
_Melek:Lan milyon dolarlık projenin içine etceksiniz uçkurunuz yüzünden amk
İşte bu nokta da gaylik ve lezbiyenlik günah olarak kabul edilmiştir büyük dinler tarafından.
-Bana yaşamak için bir sebep gösterin
-Bana mı diosun
_Evet sana diyorum
_Yok öyle bir sebep
_Sen kimsin
_Temizlikciyim 11inci kat ve teras katını ben temizliyorum
_Boşuna uğraşma atlıycam ben
_Ne uraşcam amk atlarsan atla anammısın babammısın gadaşımmısın
_Haklısın hiç kimsem yok zaten en garibi de ne bilio musun
_Bilmiyorum
_En dipteyim diye ölmek istiyorum ve ölmek için en yükseğe çıkmam gerek çok ironik
_Çekil de oraları da temizliyim bak saat kaç oldu daha alt katı temizliycem gadaşım
_Yok çekilmem ikna edemezsin beni
_La havle vela kuvvet kaldır şu ayağını madem
_Laa! La! La! Laa!
_Mına kodumun salaa düştüya la
1 Saat Sonra Emniyet Müdürlüğü
-Kamil olum bu kaçıncı vaka
_Komutanım ben işimi yapıyodum ben nabıyım gerizekalı çıkmış atlıcam da atlıcam işimi de yaptırmadı bana türkü söylerken düştü ayağı kaydı
_Alın bunu içeri
_Niye ya
_Sıs la
_Amk zate hep siz kirletin ben temizliyim bi sormayın kendinize bu adamlar niye cıkıo dama azmış kedi gibi, sistemi bi sorgulamayın zate
_Ne dion la sen
_Yok bişe nefsi mudafa sayılır sölim ben işimi yapıodum yazın oraya
sidhar kuyuyu kazmış içine bakıordu.ne kadar da derine gidebilmişti.solucanlar böcekler hepsine tanrı can vermişti.ve hepsi bu toprağın altında saklanıordu şimdi o da kendini buraya saklıyacaktı.eline küreği aldı biraz daha kazdı.topragın hafif nemli kokusu onu mest ediordu.elindeki toprakla temizlemeye çalıştı.kuyudan çıktı.biraz önce kafasına kürekle vurup bayılttığı sevgilisi Miyavla'yı kucakladı öptü sonra kuyunun içine yuvarladı.sidhar böyleydi sevdiği şeyleri hep toprağın altına saklardı.Şu anda bulundugu araziye bütün sevdiklerini saklamıştı.toprak iyiydi kimse bulamazdı.tam bunları düşünürken bi ses duydu.3 bacaklı bir koyun bişeler mırıldanarak yaklaşıordu ona doğru.sonunda yanına kadar geldi.'' buralarda pideci var mı'' diye sordu sidhar'a.Sidhar ''10 km ileride var'' diye cevapladı.sonra ekledi''neden sordun ki?''''o pideci benim sahibimdi beni o büyüttü çok severdi beni kıyamazdı bana ama ben biliordum bigün beni kesceğini.geldi dedi sana kıyamam ama pide yapmam lazım sadece bir bacağını kescem sonra seni serbest bırakcam.dediğini de yaptı.beni çolak bıraktı sevgisi çolak bıraktı beni anlıormusun?ben de onu seviorum hala ama benim sevgim onu çolak bırakmıycak'' dedi ve sustu yürümeye devam etti ve uzaklaştı.Sidhar şaşırmıştı ama pek düşünmedi canı pide çekti ama işi vardı.kuyu yu toprakla doldurdu.sonra küreğini aldı kendine de bi kuyu kazmaya başladı......
sevgi böyledir işte a dostlar insanı canından eder çolak bırakır o yuzden sevmeyin sevilmeyin
küçük istiridye sokakta yürürken bir agaca toslar ve sinirlenir.
_bre mına kodumun agacı ne gezersin yolum üzerinde?
agac egilir ve derki
_neden padisah gibi konuşuorsun minik istiridye sen istiridyesin özünü unutma?
_sanane lan yarraım der küçük istiridye
agaç derin bir iç çeker ve
_sen benim kim oldugumu biliyorumusun'
-yöö kimmişsin lan
_ben abı hayatım
_ney?
_bilgeliğin agacı yani
_e nolmuş a.q um bize ne yararı var
_gregor samsayı bilirimisin peki?o benim torunumdur
_böcük olan lavukmu?
_sonradan öyle oldu özünü bilemedi
_dayı senin kafamı güzel?
_yöö
bu yöö den sonra küçük istiridyenin kafasında bir ışık parlar
_ananı skiim der
üstünden bir porsche geçen istiridye oracıkta ölür.ruhu yukarıya alınır.yargılanmaya başlar
_selamun aleykum
_isim?
_istiridye
_memleket?
_çatalcagız
_ana adı?
_istiridye
_baba adı?
_istiridye
_ne iş yapardın öte dünyada
_istiridye
_ölmeden önce son sözün neydi?
_ananı skiyim
_ben senin ananı skiyin ospunun evladı.atın lan bunu cehenneme
eger özünüzü bilmezseniz hepinizin sonu cehennemdi
http://www.youtube.com/watch?v=KbBzLwwlFxYendofvid
[starttext]
!Fİstanbul Festivali 2012 ayağı başladı. Hatta son bir hafta ve herzamanki gibi bağımsız sinemanın sağlam örneklerinden seçmeler var. Vay ben görmedim vay ben duymadım diyenler için hala 1 hafta var. Koşun! Biz de yakında İF 2012 ile ilgili kapsamlı film ve festival eleştirileri yayınlıyacağız. Şu an izlemedeyiz. Bi de link verelim
!fistanbul resmi sitesi
Bağımsız Sinema Bloğu
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=tWYoqi4Kpw4endofvid
[starttext]
''YOK ARKİDEŞ 25 DAKİKA SÜYRETTİK TEK AKSİYON KADIN YEMEK HAZIR DEDİ.. KONUŞMA BİLE YOK .. İĞRENÇ ÖTESİYDİ KARDEŞİM BUKADAR MI SAÇMALANIR''
''Sinirlerim bozuldu,başım çatlıcak gibi korkunç bir film iki manyak yatıyor kalkıyor salak gibi seyrediyoz….''
'':)Bu filmin burada işi ne, burada Béla Tarr görmek çok şaşırtıcı. Yorum yazan arkadaşlar, bu film evet 100 kişi izlese 99 unun berbat diyeceği, 1 tanesinin de baş yapıt diyeceği bir film. Gelin görün ki nasıl oluyor da baş yapıt olarak tanıtılıyor? Nasıl mı, o bir kişi veya bir kişiler o 99 kişinin film zannettiği şeyleri üretenler olunca baş yapıt oluyor.Demek istiyorum ki sinema dünyasının en üst tabakası yani yazan çizen eleştiren filmleri üreten çeken yöneten yani sinemayı en iyi bilen ve yaratanların baş yapıt olarak değerlendirdiği filmlerden biri daha. İki kişi mal gibi yatıp kalkıyor ha süper ya :)) Anlayabilene şunu demek istiyorum, Mona Lisa ne çirkin bi kadın dimi :))''
http://www.youtube.com/watch?v=zg4P-u8tu-8endofvid
[starttext]
http://www.youtube.com/watch?v=Z_FfusvJEQoendofvid
[starttext]
Efenim bu bir kamera markası IKONOSKOP A-Cam dll.Nasıl bir çinli evinde iphone yapıyorsa bir isveçli kardeşimiz de oturmuş evde kamera yapmış.Önce Red sonra Hdslr atakları ve şimdi de Ikonoskop. Şimdilik dünyada 40 küsür filan var sanırım bu kameradan ve benim bildiğim 2 adeti Türkiye'de. Tabi kamera uzun metrajda şimdiye kadar kullanılmamış daha beta aşamasında gibi birşey ama iki model olmak üzere satışta. Üstte bir test çekimini verdik altta da sitesini verelim.
Ikonoskop Site
Bağımsız Sinema Bloğu
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=cxUuU1jwMgMendofvid
[starttext]
Kapitalizm hakkında diyalogsuz animasyon bir kısa film. Açıkcası konunun işlenişi bakımından ben biraz '' kör gözüme parmağım'' buldum zira böyle filmler bana hep Asperger Sendromlu gibi geliyor. İşte bir beyaz güvercin havalanır filan tarzı. Ama çizimler güzel. Bi izleyin bakalım.
Bağımsız Sinema Bloğu
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=H1yIz6hnGpMendofvid
[starttext]
Bean Cake Cannes Kısa Film ödüllü kısa bir film ingilizce altyazılı ama anlaması zor değil.
bu da Part 2
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=Bop_UJ3kmogendofvid
[starttext]
Yerçekimsiz bir ortamda insan nasıl kendini aşşağı atabilir ki?Belkide yukarı atar!
Bağımlı / Sniffer
Norveç, 2006, 35mm, Renkli
Yönetmen(ler)Bobbie Peers
SenaryoBobbie Peers
Görüntüakop Ingimundarson
KurguPål Gengenbach
Müzik Evan Gardner
Canlandırma
OyuncularDanny Schlesinger, Kristin Krogh Sissner
Yapım Dream Factory A/S, Postboks 646 Sentrum 5807 Bergen Norway
Dağıtım Norwegian Film Institute, Toril Simonsen, P.B. 482 Sentrum 0105 Oslo Norway tel: +47 2247 4500 fax: +47 2247 4599 e-mail: Toril.Simonsen@nfi.no
ÖdüllerAltın Palmiye Kısa Film Ödülü, Norman McLaren Ödülü Cannes • UIP Ödülü Grimstad
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=luOaNSZIsXcendofvid
[starttext]
Efenim malum bir gazeteyi okurken böyle bir bilgiye rast geldim sizinle paylaşayım dedim.İnternette bir kaç site var parası olmayıpta film çekmek müzik albümü yayınlamak isteyenlere destek olunuyor.Format şu siz projenizi koyuyosunuz begenenler 3 5 dolar ortaya atıolar al da çek diyerekten.Bizde ''para tuzağı ya'' die nitelenceği için türk versionu daha cıkmamış sanırım.Lakin bu sitelerde şu an 55 bin dolar desteğı bulmuş projeler var 100bin dolara dogru koşuyor.İşte linkler efenim ararsanız daha cok bulursunuz sanırım.
http://www.kickstarter.com
http://www.indiegogo.com
http://www.artistshare.com
bazıları bunlar.Bu arada haber radikal gazetesinden alıntıdır
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=YtYgCKyGFv8endofvid
[starttext]
Efenim Atom Egoyanın jüri başkanı olduğu kısa film festivalinde ödül alan kısa filmler.Gerekli kritiği ileriki zamanlarda yapacağım :D
1)MICKY BADER (BATHING MICKY)/Yönetmen:Frida KEMPFF
Filmin Cannes Sayfası Linki
2)CHIENNE D'HISTOIRE (BARKING ISLAND)/Yönetmen:Serge AVEDIKIAN
Filmin Cannes Sayfası Linki
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=OAXcHPBL4J4endofvid
[starttext]
Tam Ntv yi açtım Atom Egoyan'ı gördüm Cannes Kısa Film Jüri Başkanı olarak.O sırada bizim Belma BAŞ'ın Cannes da gösterilen Poyraz filmi aklıma geldi.Hatta Sokurov Tarkovskiden hazzetmediği için Poyraz gibi güzel bir kısa filmin ödül alamadığı dolanmıştı etrafta.Her yeşilli dereli sakin filmi Tarkovskinin filmi ya da halefi sanma nevrozundan dolayı sanırım.Film hakkında kritik yapmak bana düşmez.Ama şu siteden filmi izleyip kendi yorumunuzu yapabilirsiniz.Ve film hakkında bilgi alabilrsiniz efenim.
Poyraz Filmi Bloğu
Filmin Konusu: Dağlık bir köyde, annesinden babasından uzakta yaşlı akrabalarıyla yaşayan bir çocuğun, yetişkinler ve doğayla ilişkisi çerçevesinde yaşama ve ölüme tanıklığı
Ödülleri:
59. Cannes Film Festivali
Kısa Film Dalında Altın Palmiye Adayı
43. Antalya Altın Portakal Film Festivali
Kısa Film Jüri Özel Ödülü
2. MostraMundo Film Festivali
En İyi Ses, En İyi Özgün Müzik
9. Rio De Janeiro Kısa Film Festivali
Özel Mansiyon
3. Akbank Kısa Film Festivali
En İyi Kurmaca Film
3. Hisar Kısa Film Seçkisi 2006
10. Lenola Film Festivali
En İyi Film ve En iyi Yönetmen Ödülü
13. La Cittadella del Corto Kısa Film Festivali
Mansiyon
14. Capalbio Cinema Kısa Film Festivali
Toscana Film Komisyonu Peyzaj Ödülü
13. Lessinia Film Festivali
Jüri Ödülü
13. Drama Kısa Film Festivali
En İyi Balkan Filmi Ödülü
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=6G5pyFhmAqEendofvid
[starttext]
Şimdi efendim malumunuz film dediğiniz kamerayla çekilir.Pekte pahalıdır bu çekim işi.Türkiyede 1 kaç milyon dolarlar dünya da 10 milyon dolarları bulur.E haliyle ticari bir kaygıdır, bu haliyle film çekmek.Lakin biz burda bağımsız filmlerden bahsediyoruz.E bağımsız film yapanlarında çok parası olduğu söylenemez.Minimalist sinemanın
kurallarınıda birazcık bu parasızlık belirlememişmidir acep?Neyse tatavayı bırakıp konuya giriyorum.
Efenim bu aralar kamera sektöründe Red'in baştattığı bir devrim gerçekleşiyor.Dijital kamera devri ama Red hala bazılarımız için hayal başta ben her ne kadar diğer pro kemaralara göre çok ucuz görünsede.Ama artık başka bir fırsat daha var Dslr fırsatı.Özellikle Canonun çıkarttığı Canon 5D serisi aldı başını gidiyor.3000 dolarlık body fiyatıyla
skalasında en iyi alternatif şu an bağımsız sinemacılar için.House dizisinin bir bölümünün tamamı bu kamerayla çekilmiş Türkiyede de birçok kısa film ve klip çekilmekte.Teknik özelliklere girmiyceğim ama bu kamerayla uzun metraj çekip Cannes da sergileyen insanlar var heberiniz olsun.6000 dolarlık ekipmanla bu sinematografik görüntüyü elde edebiliyorsunuz.Şimdilik benim bildiğim Cannesde iki film var 5D 2 Mark ile çekilen.İkiside uzun metraj.Darısı başımıza efenim.HÖÖ fotoğraf makinasıyla da film mi çekilirimiş efenim diyenlere buyrun linkler;
1)Rubber/Quentin Dupieux
Buradan filmin sitesine ulaşabiliriz.
2)Uruguay yapımı olan La Casa Muda
Bu film hakkında bir kaç şey söylemek gerek filmin gerçek zamanlı çekildiği söyleniyor yani kesintisiz 79 dakika kayıtla.Canon 5D'nin 4 gb yani 12 dk kayıt yaptığı düşünülürse sanırım harici harddiske ya da laptopa aktarma gibi bir çözüm üretmiş olmaları lazım.Filmi izlemedim ama gerçek bir hikayeden alıntıymış.Merakta etmedim değil hani.
Buradan filmin sitesine ulaşabiliriz.
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=Q8uxRdi-N4gendofvid
[starttext]
Efendim Aki Kaurismaki bilindiği üzere Finlandiyalı bir yönetmendir.''Orada Olmayan Adam'' filmiyle Cannes ta ödül alınca daha bir bilinir olmuştur.Bu zattın bi de abisi vardır onun adı da Mika dır o da filmler çeker ama başka bir blogun konusudur Mika ağabey.Biz Akimize dönelim.Efenim Aki Kaurismakinin karakterleri genelde looser(kaybeden tutunamayan) karakterlerdir.Ama bi o kadarda cool karakterlerdir bunlar.Anladıgım üzere kendisinin iki takıntısı vardır birincisi filmlerdeki müzik takıntısı ikincisi setteki ışık mükemmeliği takıntısı.Ki ikisinde de çok başarılıdır zatı muhteremleri.Filmlerde karakterler zorunlu olmadıkça konuşmazlar hatta zaman zaman zorunlu olsalarda konuşmazlar.Kendisini minimalist sinemacılar arasına koyabiliriz sanırım.
Gelgelelim İşçi Üçlemesine dahil olan filmlere.Filmlerde genel şablon şudur.Helsinkiyi bi b.k sanıyorsunuz lakin işte Helsinkide böyle bi yerdir.Soguk sıkıcı ve garip ama orda da işsizler vardır gibisinden bir mihval.Ki ben hangi iskandinav asıllı yönetmenin filmini izlesem bi tiksinirim İskandinav ülkelerinden.Aki de sağolsun bunu destekler filmleriyle.Önce Shadows in Paradise(1986) gelir,sonra Ariel(1988),en sonda bizim kibritçi kız hikayesini uyarlar bir nevi The Match Factory Girl(1990) ile.İzlenilesi görülesi filmlerdir tavsiyedir.
[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=rc9BMMemziUendofvid
[starttext]Afiş Trier'in idiots larının sonunu (yalnız kalan idiot) hatırlatsada film biraz Tarkovskinin stalkerını hatırlattı bana atmosfer olarak.Film hakkında pek bişey söylemiycem izleyin görün.Bi 3.dünya savaşı sonrası bilimkurgu (fütürüstük dio İmdb) memleket ne hale gelcek filmi.yönetmenide capon Yasuaki Nakajima.imdb si 7 puanafişinde bi sürü dal var demekki ödüllü film. filmde dialog yok konuşmaya takati kalmamış adamların belli 3 satır altyazısı var.bu da sitesi aftertheapocalypse[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=B0bikF2KYjYendofvid
[starttext]
Anders Thomas Jensen adlı bir Danimarkalı'nın yönettiği Adam's Apples, iyinin ve kötünün üstüne bir kara mizah çalışması.Histerik karakterleri,absürd olayları ile tam bir iskandinav komedisi.Tipinden de anlaşılabileceği gibi filmde
bir de Türk oyuncu var.evet komik bir film.
imdb[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=27bPc66vNG8endofvid
[starttext]
Sevginin hatta aşkın farklı objeleri farklı tezahürleri vardır.At eti,sevmek,at öldürmek,öldürcek kadar sevmek...Sonrasında I Stand Alone ile konuyu biraz daha açan Noe bu filmde bilindik rahatız ediciliğini özet geçiyor.Başroldeki erkek oyuncuya dikkat Dönüş Yok' taki diyalogları daha iyi anlaşılacaktır!Bu da filmden parça at eti[endtext]
http://www.youtube.com/watch?v=ejMqDokSY5Aendofvid
[starttext]
İşitsel H’nun bir zamanlar araştırmacılar açısından büyük bir önemi, kurbanlarına kazandırdığı tuhaf bir büyü vardı… Günümüz H araştırmacıları bu halüsinasyonlara artık çok önemli bir referans vermiyor gibiler… Oysa şizofreniden dementiaya (mesela Parkinson ve Alzheimer hastalıkları) bu semptom çok yaygın ve klinikçiler neredeyse ilk bu tür semptomları arıyorlar… O halde tıbbın genel olarak tedavi pratiklerinin işlerliğini ön plana çıkarıp teorik tartışmayı uzak tutma hallerinin örneklerinden birisiyle karşı karşıyayız…
Herhangi bir sözlük ya da tıbbi el kitabı H’yı kısaca “algılanacak nesnesi olmayan algı” diye tanımlıyor… Yüzyıl ortalarına doğru psikiyatrist Henri Ey bu yaşantının temel klinik belirlenimi şöyle anıyor: “halüsinasyon-nesneye bağlanan, ve hiçbir şekilde bir derece ya da kuşku gözetmeyen mutlak bir inanç, aktüellik duygusu, ve indirgenemez duyuşlar…” Başka bir deyişle H’nun genel klinik portresi öznenin hiçbir şekilde sanrılarının varolmadığına ve aktüel olmadığına inandırılamaması…
Bu çok önemli semptomu sıradanlaştıran yine psikanalizin yaygınlaşması olmuş gibi görünüyor: --sembolik yorumlamayı pratiğinin temeline yerleştiren psikanaliz H’u genellikle çıldırıya (delirium) bağladığından, bu ikisinin içeriklerini az ya da çok çakıştırmaya meylediyor… Bu yüzden de yorumlama çalışması anormal fikirler denen fikirlerin nasıl ürediklerini ihmal etme rahatlığına kavuşuyor… Oysa Delirium ile Halüsinasyon arasında çok önemli farklar var –o kadar ki onları birbirlerine indirgemek yönündeki bütün yorumsamacı çabalar bu farkları temelden düzleştiriyorlar… Bir kere özne halüsinasyon haline delirdiği biçimde girmiyor –anlam özneye aynı tarzda varmıyor… Bu ise psikogenesis düzleminde herhalde büyük bir önem taşımalı… Bir zamanlar yine Henri Ey’nin söylediği gibi H, “duyu organlarından duyular türetmeye otomatik bir başvuruyu” içeriyor. Böylece H’un kesinliği özneye iletilen, ya da vaazedilen bir şey, oysa deliriumda çılgın fikir bizzat öznenin kendisi tarafından sunulmakta, onun sezgilerinin ve çıkarsamalarının temelinde ifade bulmaktadır. Tabii ki her ikisindede öznenin ikna olmasının gücü eş ölçüde şiddetli olabilir…
Çoğu kez H deliriuma kanıtlar veya gerekçeler kazandırır. Ama bu ona indirgenebileceği anlamına gelmez. Öznenin delice fikir (ki kendi öz fikridir bu) ile bağı “bir üçüncüyü” devreye sokan işitilmiş ses olarak H ile bağından çok farklıdır.
Tarih boyunca iki ekol (organikçi ve psikogenetik) psikiyatrinin delilikler ve halüsnasyonlar konusundaki bakış açılarının iki kutbunu oluşturdu –bu ekoller, yekdiğeri yararına kah deliriumu, kah halüsinasyonu reddettiler… Organikçi denen tezlere göre halüsinasyonlar “zihnin” anormal malümat almasına sebep olan beyin lezyonlarından geliyorlar… Bu bakış deliriumun varlığını yadsıyor çünkü halüsinasyon basitçe bir yönlenme hatası (ibre hatası) olarak kabul ediliyor… Bu mantıkla hastanın tepkileri gerçekliğe uyum göstermemelerine karşın yine de “algılanan şey” ile hemfikirler. O halde burada bir delirmeden değil, olsa olsa yanlış bilgilendirilmiş düşüncelerden bahsedilebilir ancak…
Psikogenetik akım ise halüsinasyonlara çıldırı niteliği ve konumu tanıyor ve psikotik süreç dahilinde, işitilen sesler fikirlerin gerçek-olmayış karakterini aynen paylaşıyorlar… Buna göre halüsinasyona maruz kalmak çıldırının bir sonucundan başka bir şey değil…
Bu iki ekolün kutuplaştığı temel gerilim ekseni üzerinde işitme meselesi çok büyük bir önem kazanıyor… Lacan bile bunu reddedememişti… Oysa sözkonusu fenomene değindiği zaman onun da dili anksiyeteli bir meditasyona dönüşüyor gibiydi: “Oysa, eş tarafından kapılma öznenin hikayesi boyunca bütün eylemlerini eşleyerek kaydedilen o zincirin altında yatıp onu sağlamca tutan, kalıcı bir söylem diyebileceğimiz şeyin belirişiyle çakışır. Zaten böyle bir söylemin çıkagelişini normal bir öznede görmek de imkansız değildir. Yaşanmış bir dışavurum gerekirse, örnek olarak size bir adada yalnız başına kalmış bir insanı verirdim (…) Benzeri bir şekilde dağda kaybolmuş bir kişiyi bulmaya çalışanların seslenmelerini de düşünün… Bu söylemin sürekliliği ve kalıcı varoluşu bir delinin durumuyla tam manasıyla benzerdir –Schreber’deki “dile-getiriş” fenomenleri bunu vurguluyorlar zaten.” Kısacası Lacan’a göre insanların tıpkı psikozlular gibi iç-söylemlerini dile getirmelerini o kadar da tuhaf karşılamayız –“en azından biz de öyle şeyler yaptığımızdan…” Sonuçta Lacan da psikanalizin genel bakış açısını korumaktadır: delilik vardır ve önce gelir, sesler ise bizzat kendisi bozulmuş olan bir iç söylemin (ille de patolojik olması gerekmeyen) “seslenişi”dir…
Oysa çok önceleri, Lacancıların da okumuş oldukları Henri Ey organik-dinamik adını verdiği teorisi çerçevesinde, bu iki karşıt kutbu biraraya getirmeye çalışmıştı… Organikçi yaklaşımların zayıf noktasını (yani her zaman psikotik kanaatları yansıtmakta olan sembolik içerikler) Ey şöyle aşmaya çalışıyor: çıldırının ortaya çıkışı, bütün tutarlılığı ve ısrarıyla, belli ki organik bir faktörle ilişki içinde –onu bir kesinlik olarak ortaya koyuyor yani… Dolayısıyla Henri Ey halüsinasyonların kaynağında fiziki bir lezyon, patolojik bir uyarı nedeni yatıyor –ve sesleri üretiyor; ama bu seslerin kaynağını tespit etmek olanaksız. Buna karşın, psikozlar açısından bakıldığında bu sesler bir içeriğe sahip olmaya başlıyorlar –yani seslerin içerik kazanmaları zihni ve ruhi hayatın dezorganizasyonu yüzünden gerçekleşiyor. Ama bu dezorganizasyon da bizzat bu bulunamaz lezyonun ve seslerin bir sonucu… Tabii ki Henri Ey’in bu açıklamaları bir zamanlar revaçta olan nöropsişik hiyerarşiler teorisinin (Jackson) çerçevesi dahilinde anlaşılabilirler. Özetlersek, Henri Ey halüsinasyonların kaynağının organik olduğunu ve aynı nedenin etkisi altında içeriklerini çıldırı halinde çarpıttığını söylüyor…
Henri Ey’inkinden ve özellikle Lacan’ınkinden daha başarılı bir açıklama dilbilimcilerin yaklaşımından geliyor. Unutmamak gerekir ki ilk olarak işitilen sesler aynı zamanda dilbilimsel kategoriler, yani işaretler (göstergeler)… İkinci olarak ve asıl önemlisi, hastanın bilincini etkiliyorlar…
ULUS BAKER
Alıntıdır...(http://www.korotonomedya.net)[endtext]
” Bu dünyada ne kadar çok hareket edersen o kadar günaha batarsın; o yüzdendir ki en tembeliniz cennetin kapılarını ilk aralıyacak olandır.”
Bölüm XIII Kaolusun Kitabı
O küçük okalüptüs yaprağını gözüne kestirmişti Küçük Koala Mikrodinya.Sıkıca tekrar sarıldı agaca ve bir eliyle o kocaman yaprağa uzanmaya çalıştı.Tam yakalayacakken bir ses duydu.
” Kopela munte ebik zebik tranta”
Sesten o kadar korktu ki aniden eli kayıp düştü ağaçtan.
” Hay sikicem yapragını da dalını da tarağını da, bu mına kodumun zürafaları ne şanslı amk ya o değil şimdi bi daha ağaca çık bi sürü hareket enerji günaha giricez sabah sabah ”
Yerden kalktı ağaca dogruldu o sırada farketti ki bi ses duymuştu kimindi o ses, neceydi hiç duymamıştı bu sesi nasıl duymadım biraz önce duydumya amk dedi kendi kendine ayrıca neden orman bu kadar sessizdi amk millet neredeydi?Salıya mı gitmişlerdi?Tam bunları düşünürken yer sarsılmaya başladı kulakları sağır edecek bir gürültü duyuldu gök kızıla boyandı
” Ananı skiyim noluo lan töbe koalisma ” ……….